Erbil’de Kurulan Masa: Kürtlerin Geleceği mi, Suriye’nin Yeni Dengesi mi


GÖRÜŞ:

Ortadoğu’da bazı şehirler vardır; görünürde sessizdirler ama bölgenin kaderini belirleyen görüşmelere ev sahipliği yaparlar. Erbil, son yıllarda bu şehirlerden biri haline geldi. ABD’nin Suriye, Lübnan, Irak Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani ile Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Komutanı Mazlum Abdi’yi aynı masada buluşturması da bu açıdan sıradan bir diplomatik temas olarak okunamaz. Bu buluşma, Suriye krizinin yeni evresinde Kürtlerin pozisyonunu yeniden tanımlama girişimi olarak değerlendirilmelidir. 


Görüşmenin zamanlaması özellikle dikkat çekicidir. Rojava’da son aylarda artan askeri gerilim, Şam yönetimi ile QSD arasında daha önce imzalanan entegrasyon ve uzlaşı çabalarını ciddi biçimde zorlamaktadır. ABD’nin önceliği, yeni bir geniş çaplı çatışmanın önüne geçmek ve QSD ile Şam arasındaki müzakere kanalını açık tutmaktır. Bu nedenle Barrack’ın Erbil’e gelişi, yalnızca bir arabuluculuk misyonu değil, aynı zamanda Washington’un sahadaki denklemi kontrol altında tutma çabasıdır. 

Bu noktada Mesut Barzani’nin rolü ayrıca önem kazanıyor. Irak Kürdistanı’nda tarihsel meşruiyeti ve bölgesel ağırlığı bulunan Barzani, uzun süredir Kürt siyasetindeki farklı aktörler arasında köprü kurabilen birkaç isimden biri. Erbil’de kurulan masanın anlamı da burada yatıyor: Washington, Suriye Kürtleri ile Şam arasında yürütülen pazarlıkların garantörlüğünde Barzani faktörünü devreye sokuyor. Bu durum, Kürt siyasi hareketinin parçalı yapısını daha koordineli bir çerçeveye oturtma arayışı olarak da okunabilir.

Mazlum Abdi açısından bakıldığında ise tablo daha karmaşık. QSD, yıllardır ABD ile birlikte askeri ve siyasi olarak çalışma yürütüyor. Ancak Washington’un önceliği artık yalnızca DEAŞ’la mücadele değil; aynı zamanda Suriye’de sürdürülebilir bir siyasi düzenin kurulması. Bu nedenle Abdi’nin önündeki temel soru şudur: QSD, özerk yapısını ne ölçüde koruyarak Şam’la bir entegrasyona razı olacak? Erbil görüşmesinin perde arkasındaki esas müzakerenin de bu başlık olduğu anlaşılıyor. 

Türkiye açısından da bu temas dikkatle izlenecektir. Çünkü Ankara, QSD’in geleceğini doğrudan ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Tom Barrack’ın aynı zamanda ABD’nin Ankara Büyükelçisi olması, Washington’un Türkiye’nin hassasiyetlerini gözeten yeni bir diplomatik dil geliştirmeye çalıştığını düşündürüyor. ABD, bir yandan QSD ile ilişkilerini sürdürürken diğer yandan Türkiye ile stratejik ortaklığını korumak istiyor. Erbil’deki görüşme bu hassas dengenin yeni bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. 

Sonuç olarak Erbil’deki buluşma yalnızca üç aktörün görüşmesi değildir. Bu masa, aslında dört farklı geleceğin pazarlık masasıdır: Suriye’nin geleceği, Kürtlerin siyasi statüsü, ABD’nin bölgesel nüfuzu ve Türkiye’nin güvenlik kaygıları. Eğer bu görüşmeler kalıcı bir uzlaşı mekanizmasına dönüşürse, Erbil ileride Suriye krizinin çözüm sürecinde dönüm noktalarından biri olarak anılabilir. Aksi halde bu toplantı, Ortadoğu’nun uzun diplomatik tarihindeki birçok sonuçsuz girişimden biri olarak kalacaktır.

Ancak bugün için kesin olan bir şey var: Erbil’de kurulan masa, yalnızca bugünün krizini değil, yarının Suriye haritasını da şekillendirme potansiyeline sahiptir.

İsmet Siverekli


Rojname
Daha yeni Daha eski