BASINA VE KAMUOYUNA
Değerli Basın emekçileri ve Halkımız; bugünü anlamak için tarihe kısa da olsa bakmak gerekli.
Son 250 yıllık süreçten bu yana Kürtlerin millet olarak haklarını elde etmek için Ortadoğu’da verdikleri haklı ve meşru mücadeleleri egemen devletler tarafından hep soykırımlara ve zorla yerinden edilmeler maruz kalarak bastırılmışlardır.
Sevr anlaşması ile dört devletin sınırları içine alınarak dört parçaya bölünen ve sömürgeleştirilen Kürtler ulusal demokratik haklarına kavuşmak için birçok katliam ve soykırım ve zorunlu göçler ile karşı karşıya kaldılar.
Aynı zamanda hem içten hem de dıştan birçok ihanetler ile karşılaştılar. Bütün bu soykırımlar, sürgünler Kürtleri Ulusal demokratik mücadelelerinden vazgeçirmedikleri gibi her saferinde çok daha güçlü ayağa kalkıp kaldıkları yerden mücadelelerini yürütmüşlerdir.
Sömürgecilerin ve Uluslararası emperyalist güçlerin iş birliği sonucunda Kürtler 1947’de Mahabad’da, 1975 Cezayir anlaşması ile Irak’ta, 2017 Anayasa referandumu ile Güney Kürdistan’da, Uluslararası güçlerin ihaneti ile Afrin’de ve en son Uluslararası güçlerin ihaneti ile 6 Ocak’tan bu yana Kürtler çok acımasız bir şekilde bir ihanet ile karşı karşıyadırlar.
Halbuki Kürtler Kadın ve Erkek savaşçıları ile IŞİD ve diğer Cihatçı barbarlarına karşı Uluslararası Koalisyon güçlerinin desteği ile gerek Başur’da ve gerekse Rojava’da on binlerce şehit vererek Ortadoğu’yu ve Dünyayı büyük bir felaketten kurtardılar. Türkiye’nin HTŞ ve çetelerine verdiği destek ve Uluslararası Koalisyon güçleri Kürtlere statüsüzlüğü dayatarak, Kürtleri vahşice yapılan ve yapılacak katliam ve soykırımlar ile yüz yüze bırakmıştır. Bu tutumun hiç kimsenin yararına olmadığı gerek Türkiye’nin ve gerekse Uluslararası güçlerin bu tutumlarından vazgeçerek Kürtleri korumaları ve kalıcı ateşkesin sağlanarak, statülerinin uluslararası hukuk çerçevesinde tanınması sağlanmalı.
Bu cihatçı çeteler yalnızca Kürtlere değil; daha önce Alevilere, Dürzilere, Hristiyanlara ve seküler Müslümanlara karşı da sayısız katliam gerçekleştirmişlerdir.
IŞİD ve benzeri cihatçı çetelerin oluşturduğu, Türkiye’nin desteklediği Al Şara’ya bağlı HTŞ çetelerinin oluşturduğu sözde Suriye Ulusal Ordusu; 6 Ocak’ta Halep’in Şexmaxsut ve Eşrefiye mahallelerine yönelik vahşi ve acımasız saldırılar sonucu daha önce yapılan tüm anlaşmaları yok sayarak ve Rojava Özerk Yönetimi’nin sorunları diyalogla çözme yönündeki tutumuna sırtını dönerek, Halep’ten başlayıp Rojava Özerk Bölgesi’ni hedef alan kapsamlı, sistematik ve insanlık dışı bir saldırı başlattılar.
Bu vahşi ve insanlık dışı saldırılar sonucunda çok sayıda sivil yaşamını yitirmiş, binlerce insan yerinden edilmiştir. Kadın ve çocuklara karşı insanlık suçu işlenmiş. Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı savaşçılar ağır işkencelere maruz bırakılarak, açıkça savaş suçu kapsamına giren yöntemlerle katletmişlerdir.
Bunun ile yetinmeyen IŞID artıkları HTŞ ve türevleri saldırılarını daha da acımasız bir şekilde Kürt halkının kazanımlarını meşru ulusal ve demokratik haklarını vahşice bastırıp yok etmek için yoğun ve IŞID vari yöntemler ile savaş ve insanlık kurallarını yok sayarak barbarca saldırılarını devam ettirmektedirler.
Bu insanlık dışı savaş ve saldırılar sonucunda IŞID’lılar ve ailelerinin tutulduğu birçok Kamp ve cezaevlerinden kaçmaları neticesinde bölge ve dünya aynı kaos ve karmaşa ile karşı karşıya kalacaktır.
Aynı Kürtler, IŞİD’e karşı mücadelenin ön saflarında yer aldı ve yalnızca kendi halkını değil, küresel güvenliği de savunarak DAİŞ’in yenilgiye uğratılmasında belirleyici bir rol oynadı.
Bugün yaşananlar sadece Rojava Özerk Yönetimi’ne yönelik bir saldırı değil, her yerde Kürt onuruna yönelmiş bir saldırıdır.
Suriye ordusu Kürt sivilleri katlederken, Tom J. Barrack (ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi) ve Türk lobisi bunun "yeni bir Suriye devletine Kürtlerin entegrasyonu için eşsiz bir fırsat penceresi yarattığını iddia ediyor. " Bu bir alay ve aldatmadan başka bir şey değil!
Biz DGD Platformu ve DGD Konfederasyonu ile bileşenleri olarak çağrımız;
•Sivillere yönelik tüm askeri saldırılar derhal durdurulmalıdır.
•Uluslararası toplum, Rojava ve Suriye genelinde işlenen insan hakları ihlallerine karşı etkin ve tarafsız bir tutum almalıdır.
•Kürt halkının ulusal demokratik hakları ile Suriye’de yaşayan diğer tüm halkların, kendi toprakları üzerinde eşit yurttaşlık, demokratik temsil ve kolektif haklar temelinde yaşam hakkı tanınmalıdır.
•İnkâr, imha ve zor yoluyla dayatılan çözümler reddedilmeli; demokratik, barışçıl ve hukuka dayalı çözüm süreçleri desteklenmelidir.
•Yerinde zorla göçertilen, yerinden yurdundan edilip, Arap kemeri ile demografik yapının değişimine neden olan sonuçların ortadan kaldırılıp mağduriyetlerin giderilmesi sağlanmalıdır.
•Kürtlerin bu saldırılar neticesinde oluşan ulusal duygu ve dayanışmayı esas alacak şekilde ulusal birlik sağlanması çabası içinde olmalılar.
• Bu vahşi şiddet ve saldırılarda göster diki Kürtlerin en büyük eksiğinin Uluslararası diplomasının yetersizliği ve desteği idi. Acil bir şekilde bu adımın hızlı bir şekilde atılması zorunludur.
Savaşın, şiddetin ve ayrımcılığın değil; hukukun, demokrasinin ve halkların özgür iradesinin esas alındığı bir Suriye mümkündür ve bu yöndeki mücadeleyi meşru görüyor, destekliyoruz.
DGD Platformu ve Konfederasyonu olarak Kürtlere ve kazanımlarına yönelik bu insanlık dışı saldırıları en sert bir şekilde kınıyor ve insanım diyen herkesi bu barbarlığa karşı durmaya çağırıyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Doğu-Güneydoğu Dernekler (DGD) Platformu
İst. Doğu ve Güneydoğu Dernekler Konfederasyonu DGD KON
Kampanya imza adresi:
https://c.org/cG89PNnjVg
rojname

